Kaç kişi göz atmış

Yol arkadaşım Karga




YALNIZ KARGA ÖZGÜR

  Kendisi bir Corvus Monedula (Küçük karga) Özgür ismini verdiğim yol arkadaşım.
Yol arkadaşı bulmak bir gezgin için hazine bulmaktır.
Özgür eski yaşamında aylarca kafeslerde kalmış tamamen vahşi bir kargaydı. Kendi ailesi dahi daha bebekken özgürü yuvadan atmış kabul etmemişti çünkü özgür engelli bir kargaydı uçamıyordu. Bir kanadı diğerinden daha ufak olan Özgür esaret altında geçirdiği 1 yıldan sonra artık yaşamak istemiyor, arkadaşsız, yalnız bir şekilde ölümünü bekliyordu.

Daha kendisi ile tanışmamışken bana İstanbul'dan Özgür'ün bu fotoğrafını gönderdiler.

 İstanbuldan bir arkadaşım vahşi, mutsuz, sakat bir kargaya bakmak isteyip istemediğimi sormuştu, zor dönemlerden geçtiğim, içime kapandığım en yalnız dönemimdeydim. Daha o zamandan fotoğrafını gördüğümde içim ısınmış, sevmeye başlamıştım onu. Evet cevabını verdim ve bir süre sonra yalnız karga Özgür bana geldi. Ona Özgür ismini verdim çünkü artık ismi gibi özgür olacaktı. Ve artık yalnız olmayacaktı.

Birbirimize alıştıktan sonra.

İstanbul'dan bana gelen Özgür geldiği zaman sadece bağırıyor, kaçıyor ve ona dokunmaya çalıştığımda elimi ısırıyordu. Ona zarar vermeyeceğimi, korkmaması gerektiğini göstermek amacı ile Özgürü sıkmadan elime aldım, yaklaşık 15 dakika boyunca ellerimi kanatmasına, ısırmasına rağmen sadece onu sevdim ve okşadım. 15 dakika boyunca sadece beni ısırdı ve ardından anladı ona zarar vermeyeceğimi, sakinleşti ve okyanus mavisi gözleri ile beni süzmeye, tanımaya çalıştı.


Onu incitmeden güzelce yıkadım ve havluya sardım, sadece saf sevgi ile.
Artık bağırmıyor, güvende hissediyordu.

Hayatında sevgi nedir tatmamış vahşi, sakat bir kargaydı özgür, sevgi ile tedavi oldu, sevgi arkadaşlığımızın başlamasını sağladı. Günler, geceler beraber geçiyor sürekli yanyana, dipdibe duruyor, ona huzur vermeye çalışıyor, mutlu etmek için elimden geleni ardına koymuyordum.

Celtic müzik dinlek her zaman onu rahatlatır, huzur verirdi.


Zaman ile aramızdaki iletişim baba çocuk iletişimine dönmüş, birbirimize bağlanmış, birbirimizi anlamaya başlamıştık.
 1 yıllık kafes döneminde sadece yalnız kalmış, sevilmemiş, anlaşılmamış olan Özgür artık emin ellerdeydi.

Bir karga nasıl uyutulur adlı videom

 Özgür bebekliğinden beri doğa görmemişti , fakat içerisindeki o hasreti pencerenin önüne geldiğinde anlayabiliyordum, ve bende yollara elinde sonunda düşecektim. İzmir'e gelme sebebim sadece dinlenmekti, Aylar süren bir yoldan gelmiş, Gelidonya Feneri'nde yüksekten atladığım için hafif bir sakatlık geçirmiş, dinlenme sürecine geçmiştim. Onu yollara hazırlamak için çalışmalara o zamandan başladım.

Zaman geçtikçe birbirimize alışıyorduk, çok iyi dost olduk zaman ile.


  Yola çıkmak için gün sayıyordum artık, özgürü bırakmak istemiyor, yanından ayrıldığımda beni öterek çağırıyordu. Artık gerçek dünyaya, evden dışarıya çıkma vakti gelmişti.


Evden dışarıya ilk çıkışı


  Özgürü İzmir Karşıyaka'da Bostanlı sahilinde dolaştırmıştım o gün, gök yüzünde yüzlerce karga bizi izliyordu, çevremizde dönüyorlardı. Sahilde çimlere onu bırakıp babası gibi izlemiş, peşinden koşmuş, mutluluğunu görüp duygulanmış, gözlerim dolmuştu o gün.
  O günden sonra her gün dışarıya çıkmaya başladık, dışarısını çok seviyordu, evde fazla kalmak istemiyor, dışarıya çıkmak için beni zorluyordu. Kapının önünde bekliyordu ve bende her seferinde onu alıp dışarıya çıkarıyordum. Artık sırt çantamın üzerinde seyahat etmeye alışmıştı özgür.
 
Matımın üzerinde takılıyor, çevreyi oradan izliyordu. Tutunması da kolaydı.

 Evden sahile yürümek biraz zaman aldığı için motorsikletim ile gitmeye karar vermiştim. Fakat özgürü güvenli bir şekilde nasıl motorsiklet ile götürürdüm kafa yormaya başladım. Go Pro'ların içerisinde olan cırtcırtlı bir ürünü özgürün beline olacak bir şekilde kesip ona bir emniyet kemeri yaptım, rahatsız etmediğinden emin olunca o emniyet kemerinin önüne bir halka takıp halkaya da ayakkabı bağcığını bağlayıp emniyet kemerini hazırlamış oldum.
Emniyet kemeri ve Özgür, Sadece motorsiklete bineceğimiz zaman kullanıyorduk.

  Sırt çantamın sırt bölgesindeki tutma yerine Özgür'ün emniyet kemerinin ipini bağlayıp üst kapak ile arasındaki mesafeyi ayarlayıp sırt çantamın üst kapağında güvenli bir şekilde seyahat edebilecek bir pozisyon yarattım ve motorsiklet ile ilk denememizi gerçekleştirdik. Özgür şaşkındı, aynadan ona bakıyor, onun davranışlarını izliyordum. Motorsiklet ile giderken çevrede bizi gören insanların tepkisini anlatamam zaten, fotoğrafımızı çekiyor arkamızdan sesleniyorlardı. Karga konmuş çantana diye bağıranlar oluyordu.
  Özgür motorsikleti çok sevmişti, ilk gün çevreyi izlemişti sadece fakat ertesi günü motorsiklet ile yola çıktığımızda kanatlarını sonuna kadar açıp uçuyor gibi bir aşşağı bir yukarı indirip kaldırıyordu. O uçuyordu, rüzgarı hissediyordu. O hislerinde gerçek bir kargaydı artık uçabilen bir karga, aramızdaki iletişim artık o kadar güçlenmişti ki yanından beş dakika ayrılsam gak! gak! gak! diye bana sesleniyor, yanına gelmemi istiyordu. Beraber uyuyor, beraber kalkıyor, beraber yemek yiyorduk.
 Ve o gün geldi Özgürün gerçekten uçacağı o gün. Motorsiklet ile dolaşırken, arkamda özgür varken saatte 30 km hızı hiç geçmemiştim fakat bu sefer emniyet kemerini iyice kontrol edip bir deneme sürüşü yapmaya karar verdim. Özgür yine kanatlarını açtı ve yavaş yavaş hızı arttırdım. Hız artarken yüzünde korkudan eser yoktu özgürün sanki daha çok hızlan der gibi bir hali vardı, saatte 70km hıza eriştiğimde özgür aşşağı yukarı 15 cm yukarıda süzülüyordu ve dengesini sağlıyordu. Diğerinden biraz daha ufak olan kanadını biraz daha yukarıda, diğerini yere paralel tutuyor, ufak kanadını hareket ettirerek dengesini sağlıyordu.  Onun sevincinin boyutlarını motorsikleti sağa çektiğimde tam olarak anladım, uzun uzun bütün gücü ile ötüp, kanatlarını çırpmıştı. Ah Özgür, ne kadar özledim onu.
  Kargalar gerçekten çok ilginç ve garip hayvanlar, anlam veremediğim şekilde Özgürle diğer insanlar ile bile kuramadığım iletişimi kuruyor, frekansı tutturuyorduk. Garip demişken bir seferinde özgür evin bahçesinde gak gak ötmeye başlamıştı, yerde bir sürü mantar vardı mantarların başına geçmiş dik mantarları süzüp bana sesleniyordu. İşkillenip bilgi almak için mantarların fotoğrafını çekip bazı yardım sayfalarına gönderdim, Kuzu Göbeği Mantarı adında cidden aşırı pahalı bir mantar cinsi bulmuş nereden fark etti de öttü bu bir muamma gerçekten fakat 1 kilo kadar bu mantarlardan topladım, bizim evin bahçesinde iki istimlak duvarı arasında kendiliğinden yetişmiş olan bu mantarlar da ayrı bir gizemdi, normalde böyle bir mantarın şehrin içerisinde, hele iki istimlak duvarı arasında yetişmesi imkansız gibi birşeydi. Benim gözümde rutubetten oluşmuş sıradan mantarlardı Özgür diplerinde avazı çıktığı kadar bağırıncaya kadar.



Özgürün bulduğu mantarlar

1 kilo kadar topladım

Tabii ona da payını verdim mantar yemeğini bayağı sevmişti.

   Yola çıkma vakti gelmişti artık. Özgür ile, yeni yeni yerler, bambaşka diyarlar keşfetme, yolda olma vakti geldi. Artık motorsikleti ve evi bırakıp gitmek için hazırdım. Beraber Ankara'ya doğru otostop çektik. Tırların camlarından dışarıya bakmayı çok seviyor, yeni arabalara binince heyecanlanıyor, mutlu oluyordu. Çocuk gibiydi özgür, benim çocuğum, benim yavrum, benim canımdı, yol arkadaşımdı.
Tırların camlarından dışarıya bakar, dünyanın kafesten ibaret olmadığını, izmirden de ibaret olmadığını, yolun hiç bitmeyecekmişcesine uzayıp gittiğini düşünürdü belki de.

   Yollara aşık oldu özgür de benim gibi, artık onun kanatları olmuştum, omzumdan hiç inmiyordu ne yesem aynısını yiyor, acıktığı zaman gaaAAK! Diye bir ses çıkarıp omzumdan gagasını ağzıma getirip dudaklarımı açıyor ağzımın içerisinde yemek var mı diye bakıyordu.
 Sokaklarda onunla dolaşıyor, her yere beraber gidiyor insanlarla onunla birlikte iletişime geçiyordum. Birlikte toplu taşımaya biniyor, herşeyi birlikte yapıyorduk.

Ankarada Bir metro istasyonu.

  Ankara'da bir süre dolaştıktan, beytepe ormanında eski günleri anmak için bir kaç gün kamp attıktan, Ankarada'ki işlerimi hallettikten sonra kendi üniversitem olan Hacettepe den bir arkadaşım Hicran ile karşılaştık, onun evinde kaldık, beraber vakit geçirdik ve ardından Özgür, ben ve Hicran Bursa istikametine doğru otostop çektik.

 Yollar nasıldır bilir misiniz? Yolda herşey vardır, en güzel şeyler de en korkunç şeyler de vardır. Bir gezginin yarını belirsizdir. Bursa ya vardığımızda sabah saatleri idi, 5-6 civarıydı saat. Yorgunluktan bitap düşmüştük ve bir araç durdu önümüzde bizi aldı. Alan kişinin adı Yusuf'tu.

Özgür, ben, Hicran ve Yusuf
Bursa

  Hayat tehlikelerle doludur, yol bazen zorlaşır ve sadece nehirde akan bir yaprak gibi savrulur insan, biz de savrulduk ve bizi alan kişinin ısrarlı teklifi, tatlı dili üzerine lüks bir rezidansın bilmem kaçıncı katındaki o eve gittik. Evde bir kişi daha vardı, iş adamı zengin bir tipti, yatacak yatak, yemek mevcuttu herşey çok güzel gözüküyordu. Fakat evde uyuşturucu kullanıyorlardı kullandıkları uyuşturucunun adı Metamfetamin di.
  Evde ben Hicran, Yusuf ve başka bir kız kalmıştık, herhangi bir madde tüketimi yoktu o anda, artık biraz kafam rahatlayabilir, duş alıp biraz dinlenip yola çıkabilirim düşüncesi ile Özgür'ü salonda yüksekçe bir yere koyup yanından sadece 3-4 dakika ayrıldım.
  Çok fazla uyuşturucu bağımlısı gördüm, pis ortam gördüm bu dünyada, çekincelerim elbette vardı en pisi bu değildi, fakat benim yaşamıma darbe vurmuş en kötü olay bu ortamda oldu. Özgürün yanından bir kaç dakika ayrılmıştım sadece, geri geldiğimde özgür yalpalayarak yürüyor, gözleri faltaşı gibi açılmıştı, yürürken kanatlarını kontrol edemiyor, açılıyordu.
 Kan beynime sıçradı o anda, vucudum tamamen adrenalin ile doldu, kalbim öylesine kuvvetli çarpıyordu ki özgüre ne oldu diye çığlık atıp bağırdım, sadece beni sakinleştirmeye çalışıp bir şey yok dedi Yusuf fakat bir şey vardı.
  Özgürü elime aldım, ağzımdan su verdim, veterinere gitmek için bütün hızım ile kendimi dışarıya atacaktım ki özgür yığıldı avuçlarımın içerisine. Yere düşmüş ufak bir parça metamfetamini yutmuş özgür, küçücük bedeni böylesine ağır bir uyarıcıyı kaldıramadı ve kalbi durdu. Kulağımı kalbine dayadığımda atmıyordu, umudumu kaybetmeyip kalp masajı ve suni tenefüse, ilk yardıma başladım. Kalp masajı yaptığımda gözlerini açtı gak diye bana seslendi, ve tekrardan gözleri kapandı. 5 Defa hayata döndü, kalbi çalıştı fakat her seferinde tekrardan gözlerini kapadı Özgür, 2 saat boyunca durmaksızın onu hayata döndürmeye çalışmış, yılmamıştım gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı olmuş, bedenim titrerken Hicran dehşet içerisinde bana bakıyor, beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Sadece bir kargaydı belki bir başkasına göre Özgür, kimse anlayamazdı aramızdaki o bağı, ölümünü kabullenemiyor, paramparça olmuş kalbim beni intihara sürüklüyordu o anlarda. Pencerenin önünde ellerimde özgür öpüp kokluyor ağlıyordum, pencereden aşşağıya bakıyor yaşamımın burada son bulmasını istiyordum. Hicran yanımda olmasaydı bu acıyı ancak bastırabilecek olan intiharı dünyaya veda ederek Özgür'ün yanına gitmek için seçecek, bu dünyadan ayrılan çocuğumun gittiği yere gidecektim. Geçen 2 saatin ardından hala hayata döndürmeye çalışıyordum Özgür'ü, sanki geri dönecek gibi, tekrar okyanus mavisi gözleri ile bana bakacak gibi. Daha dünyayı gezecektik onunla beraber, yolculuğumuz bu kadar kısa olamaz diye kendime bunu söylüyordum.
 Öldü, o kadar çok sevmiştim ki onu ölümünü kabul edemedim, kazdığım mezarına onu koyana kadar her seferinde beni yalnız bırakın, gidin o ölmedi bana güvenin, geri gelebilir dediğim halde öldü. Gök yüzü ağladı o gün, dışarıda halen ellerimde özgür kalbi belki çalışır umudu ile geçen 2 saatin ardından halen kalp masajı ve suuni tenefüs yaptığım o esnada yağdı yağmur, göz yaşlarımdan kuvvetli değildi yağan yağmur, hasta olacaksın diye bana seslenen Hicran'ın yufka yüreğinin ne kadar acıdığını tahmin edemem. Ben ağlamayan, sert duran, kıtalar aşmış, Sibirya'da montsuz, Gobi çölünde susuz, Çin'de aç yürümüş, Dünyanın en büyük patlamasından sağ çıkmış, kimyasal gazlara maruz kalmış da yıkılmamış ben yıkılmış darmaduman olmuştum, ağlamam geçmiyordu, bedenimde o kadar su olabileceğini bu olaydan önce bilmiyordum, hiç geçmedi de. 3 gün sadece durmaksızın ağladım.
 Haftalar birbirini kovaladı sadece ağladım. Bir tüy aldım Özgür'den, şapkamın üzerine taktım o tüyü. Dünyayı dolaşırken onun ruhu ile dolaşmak, her an onu yaad etmek için.

Özgürün hikayesi budur, bana bir daha sormayın beni her seferinde ağlatır çünkü.
Bana Kruk derler, Ukrayna'da bu ismi bana tanıştığım insanlar verdi. Kuzgun anlamına geliyor.
  Gezginler özellikle sizlere söylüyorum yolları bilirsiniz araçlarına bindiğiniz insanlara dikkat edin asla uyuşturucuyu hafife almayın, uzak durun, ben kullanmıyorum nasılsa, çok ortam gördüm deyip, bu tarz ortamlara asla girmeyin canınız yanar.


Özgür'ün ölümünün ardından bana gelen leş kargası duygularımın, paramparça olmuş kalbimin, hislerimin dışa vurumu oldu. Arada bana ziyarete gelir birkaç şey fısıldar giderler kargalar.

Popüler Yayınlar